İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?
İddiaya göre bir vatandaş, bir firmadan satın aldığı tavuğun bozuk olduğunu fark ederek durumu Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekiplerine bildiriyor.
Zabıta ekipleri ise gıda denetimlerinin Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yetkisinde olduğunu belirterek vatandaştan Alo 174 Gıda Hattı'nı arayarak ihbarda bulunmasını istiyor.
Buraya kadar her şey normal…
Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Hafta sonu olması nedeniyle Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nde görevli personel bulunmadığı belirtiliyor. Bunun üzerine zabıta ekipleri, İl Müdürlüğü ile irtibata geçiyor.
İddiaya göre kendilerine, “Siz gidip numune alın, bizde personel yok. Sizin aldığınız numuneleri delil olarak kabul ederiz” deniliyor.
Bunun üzerine zabıta ekipleri, vatandaşın ihbarı doğrultusunda söz konusu firmaya gidiyor ve ürünlerden numune alıyor.
Alınan numuneler muhafaza altına alınıyor, ürünlerin bulunduğu dolap mühürleniyor.
Buraya kadar da kamu kurumlarının koordinasyon içerisinde hareket ettiği ve vatandaşın mağduriyetinin giderilmesi için çaba gösterdiği düşünülebilir.
Fakat hafta başında Tarım ve Orman Müdürlüğü personeli geliyor ve zabıta ekiplerinin aldığı numunelerin delil olarak kabul edilemeyeceğini söylüyor.
Şimdi insan sormadan edemiyor:
Madem zabıtanın aldığı numune delil olarak kabul edilmeyecekti, zabıta ekiplerine neden numune aldırıldı?
Zabıta ekipleri de haklı olarak bu sorunun cevabını arıyor ve kuruma resmi yazıyla başvuruyor.
Sorular oldukça basit ama cevapları son derece önemli:
Firma yeniden denetlendi mi?
Denetlendiyse numune alındı mı?
Alındıysa sonuç ne çıktı?
İlk ihbarın ardından geçen süre içerisinde firmanın ürünleri değiştirildi mi?
Zabıtanın muhafaza altına aldığı ürünler neden delil olarak kabul edilmedi?
Ve en önemlisi…
Vatandaşın sağlığını ilgilendiren böyle bir durumda kurumlar arasındaki yetki ve prosedür tartışması nedeniyle herhangi bir ürünün piyasaya çıkmasına göz yumulmuş olabilir mi?
Bunların hiçbirini bilmiyoruz.
Bildiğimiz bir başka konu ise çok daha düşündürücü.
Bu ay içerisinde 30’dan fazla kişinin tavuk tüketimine bağlı zehirlenme şikâyetiyle hastanede tedavi gördüğü yönünde bilgiler geliyor.
Eğer bu bilgi doğruysa mesele artık sıradan bir denetim tartışmasının çok ötesindedir.
Burada söz konusu olan insan sağlığıdır.
Bir vatandaşın satın aldığı ürünün bozuk olduğunu fark edip ihbarda bulunması, devletin ilgili kurumlarının da bu ihbar üzerine hızlı, koordineli ve sonuç alıcı bir şekilde harekete geçmesi gerekmez mi?
Elbette mevzuat vardır.
Elbette numune alma usulleri vardır.
Elbette her kurumun görev ve sorumluluğu farklıdır.
Ama bütün bunların üzerinde bir gerçek vardır:
İnsan hayatı.
Bir kurum “Benim yetkim değil” derken diğer kurum “Benim aldığım numune delil değil” diyorsa, vatandaş ne yapacak?
Kurumlar arasındaki prosedürün bedelini vatandaş mı ödeyecek?
Bir gıda ürününün bozuk olduğuna ilişkin ihbar hafta sonuna denk geldiğinde, o ürünün denetimi pazartesiyi mi bekleyecek?
Eğer bekleyecekse, o süre içerisinde vatandaşın sağlığı nasıl korunacak?
Bunlar cevaplanması gereken sorular.
Ben burada herhangi bir kurumu peşinen suçlamak ya da bir firmayı hedef göstermek istemiyorum.
Tam tersine, konunun bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını istiyorum.
Tarım ve Orman İl Müdürlüğü'nün kamuoyunu bilgilendirmesi, yaşanan süreci açıklaması ve varsa denetim sonuçlarını paylaşması gerekiyor.
Çünkü ortada ciddi iddialar var.
Ve bu iddialar, doğrudan insan sağlığını ilgilendiriyor.
Vatandaşın güvenle aldığı bir gıdanın sağlığını tehdit edip etmediğini öğrenebilmesi bir lütuf değil, en temel hakkıdır.
Kamu kurumlarının görevi de vatandaşın kafasındaki soru işaretlerini artırmak değil, ortadan kaldırmaktır.
Şimdi gözler Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nde.
Umarım kurum yetkilileri konuyla ilgili bir açıklama yapar ve biz de kamuoyu olarak ne olduğunu öğreniriz.
Çünkü insan gerçekten sormadan edemiyor:
İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?




