Küme düşmüşsün, transfer tahtan kapalı…
Üstelik bir sezon değil; tam “üç sezon” kapalı…
Her yıl “Bu sezon kesin düşer” denilen adayların en başındaki kulüpsün. Yetmedi; stadyumun can damarı, o muhteşem tribünler de kapanıyor.
Normalde senin durumunda olan kulüpler alt liglerde hayatta kalma mücadelesi verir, kapanmamak için çırpınır durur.
Ama Erzurum başka.
Herkes “Erzurum bu sene düşer” diye konuşurken, her sezon ligi altüst eden, kimsenin beklemediği bir “Erzurumspor” çıkıyor sahneye.
Rakipler milyonlarca euro harcarken, sen mütevazı bir kadroyla, sağlam adımlarla, sabırla şampiyonluk yürüyüşüne başlıyorsun.
Transfer tahtası kapalı bir kulüpten, borçsuz, mali disiplinli ve şampiyonluğa oynayan bir kulübe dönüşüyorsun.
Bu, gerçekten bir mucize.
Ve her mucizenin bir mimarı olur. Bu mucizenin baş mimarları da belli:
Onursal Başkan Sayın Mehmet Sekmen ve Kulüp Başkanı Sayın Ahmet Dal’dır.
Onlar, “Bitti” denilen bir kulübü alıp bugünkü noktaya taşıyan irade ve vizyonun ta kendisi oldular.
Sahada ise gemiyi terk etmeyen, son ana kadar ter döken kaptanlar var:
Eren Tozlu, Mustafa Yumlu, Orhan ve arkadaşları…
Onlar sadece futbolcu değil; aynı zamanda bu hikayenin en güçlü ayak izleri, en sağlam direkleri.
Tabii ki bu kutlu yürüyüşün önde gelenlerinden birini de unutmamak lazım: *Serkan Hoca*. Sezon başındaki hatalardan ders çıkarıp yanlışlardan vazgeçerek, takımı doğru yola sokan teknik direktör olarak bu hikayenin vazgeçilmez parçalarından biri oldu.
Erzurumspor bugünlere kolay gelmedi.
Ama kolay pes de etmedi.
Şimdi herkesin dilinde aynı soru:
“Bundan sonra ne olacak?”
Cevap aslında çok basit: Bu saatten sonra kâğıtta kalemde kendi elinde.
Erzurumspor pes etmediği sürece, kimse onun hikayesini bitiremez. Kendi hikayesini yine kendisi yazacak.
Ve bu hikâye, daha yazılmaya devam ediyor.

