Doğalgaz krizi ve kaybedenler!

Erzurum, 5 günün sonunda doğalgaza kavuştu…

 

Bir arıza ancak 5 gün sonra giderilebildi ve evler, işyerleri yeniden ısınmaya başladı…

 

Her ne kadar Palen firması, “27 Kasım’daki Rabiaana Mahallesi’ndeki patlama sonrasında” diye vurgulasa da, patlamadan 1 gün önce Kayakyolu ve Maksutefendi mahallelerinde gaz kesintilerinin olduğunu biliyoruz…

 

Dolayısıyla, firmanın yaşanan rezaleti “patlama” diyerek geçiştirmeye çalışmasını “yemediğimizi” peşinen söylemek lazım…

 

Peki sorun neydi?

 

Yeni bir istasyonun devreye alındığını söyleyen de, sistem değişikliğine gidildiğini ifade eden de, şehir genelinde organize bir şekilde dağıtım kutularındaki vanaların çalındığını iddia eden de var…

 

Cevabını şimdilik bilmiyoruz, çünkü karşımızda bir muhatap yok…

 

Palen, basın açıklaması yapmak dışında şu ana kadar bir hamle yapmadı…

 

Eğer bir basın toplantısı düzenlerse, detaylıca sorgulama şansımız olacak…

 

Palen’in yaptığı ilk basın açıklamasında, “20 ekip, 40 teknik destek personeli ve 20 kişilik destek ekibiyle” soruna müdahale edildiğini açıkladı..

 

Düşünebiliyor musunuz, koskoca Erzurum ve ilçelerine gaz dağıtımı yapan şirketin elinde sadece 40 kişilik bir teknik destek ekibi var!!!

 

Bu kadar devasa bir organizasyonu sadece 40 kişiyle yürütebileceğini düşünen firma, sanırım boyunun ölçüsünü almıştır!!!

 

20 kişilik takviye ile de ancak arıza 5 gün sonra çözüme kavuşturuldu…

 

Allah korusun bir afet yaşansa, halimiz nice olurdu, düşünmek bile istemiyor insan!!!

 

Allah bizi Palen’in eline düşürmesin!” diye duat etmekten başka elimizden de bir şey gelmiyor…

 

Bu sürecin tartışmasız baş kaybedeni Palen olmuştur…

 

Peki başka kaybedenleri kimler?

 

İlk sıraya şehrin mülki amiri olan Vali Mustafa Çiftçi’yi koyarım…

 

Krizi yönetemediği gibi tek bir an bile sorumluluk hissedip, olaya el koymadı…

 

Ben bu şehrin valisiyim” diyerek, bir kriz masası kurmayı aklının ucundan bile geçirmedi!

 

Yaşlısı, hastası, çocuğu evinde üşüyor” diye düşündü mü bilemem ama bildiğim ve gördüğüm bir şey var ki, tam o dakikalarda Kitap Fuarı’nda söyleşi dinliyor, çocuklara “indirim çeki” dağıtıyordu…

 

Yani konuya o kadar ilgiliydi…

 

İnsanlar evinde üşüyor, esnaf işyerini kapatmış, misafirler otelleri boşaltıyormuş, çok da rahatsız etmiyordu Vali Beyi anlaşılan…

 

İkinci sıra Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’e aittir…

 

Firmanın yüzde 10 ortağı ve şehrül emin olarak ortalıkta hiç gözükmedi!

 

Gözükemezdi, çünkü şehirde bile yoktu…

 

Seçilirken, “Şehirde uçan kuştan bile ben sorumluyum” diyen Başkan Sekmen, şehri soğuktan tir tir titrerken sıcak İzmir’de boy gösteriyordu…

 

Herhalde döner, krize müdahale eder” diye düşünürken, ertesi gün de İstanbul’da “Kentkart yönetimiyle toplantı” paylaşımına şahit olduk.

 

İstanbul’da sel varken tatilde olan Ekrem İmamoğlu’nu eleştirenler ne düşündü bilemem ama Erzurum donarken de Sekmen başkan İzmir ve İstanbul arasında tur atıyordu…

 

Kaybedenlerin üçüncü sırasında STK’lar var…

 

Çaycısı, çorbacısı, otelcisi, kuaförü, hamamcısı, pastacısı…

 

Gaz kesintisine mağlup olmuş, işyerlerine kepenk indirilmiş…

 

Zaten ekonomik krizle boğuşan ticaret erbabı 5 günde milyonlarca lira zarara uğramış…

 

Fakat, esnafın temsilcileri, yani STK’ların dünya umurunda bile olmamış…

 

Aman şimdi niye onunla-bununla kötü olayım” kafasındaki STK başkanlarından tepki ancak 4’ncü gün, tepkiler onlara yoğunlaşmaya başlayınca gelmeye başladı…

 

Ama söyleyeyim “yemezler”!!!

 

STK’ların tamamına yakını sınıfta kaldı…

 

Bu şehrin sadece siyaseten değil, STK’lar boyutunda da sahipsiz kaldığını gözlerimizle görmüş olduk…

 

Dördüncü sırada da siyasi partilerin Erzurum temsilcileri kendilerine yer buldu…

 

İktidar partilerinden, muhalefet partilerinin tamamı bu süreçte sınıfta kaldı, peşinen söyleyeyim…

 

Cumhur İttifakı ortaklarının, AK Parti ve MHP’nin il başkanları da bu süreçte ortalıkta gözükmeyen isimler oldular…

 

Hem İbrahim Küçükoğlu’nun da hem de Adem Yurdagül’ün çok sert bir biçimde masaya yumruklarını vurup, gereğini yapmalarını bekledik ama bu beklenti boşa çıktı…

 

Bırakın masaya yumruk vurmalarını, ‘çıt’ları bile çıkmadı…

 

İktidar partileri sessizken, muhalefet partileri de en az onlar kadar sessiz ve sakin izledi olayları…

 

İlk seçimde milletvekili çıkarmayı hedefleyen CHP’nin İl Başkanı Serhat Caneş bugün konuşmayacaksa, ne zaman konuşacak, doğrusu merak ettim…

 

Bu duyarsızlıkla mı vekil çıkarmayı planlıyor Erzurum’dan…

 

İYİ Parti İl Başkanı Ali Öğdük bir tane cılız açıklamayla geçiştirdi…

 

BBP, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Demokrat Parti il başkanlarından da bir açıklama duymadık…

 

Teşkilatlarını toplayıp, firmaya gitmeyi, baskı oluşturmayı hiçbiri düşünmedi!

 

Sadece Saadet Partisi bunu yaptı O da 5’nci günün akşamında!

 

Demokrat Parti Genel Başkan Danışmanı Ebubekir Elmalı’dan başka, yazan, çizen, tepki koyan ve en nihayetinde de olayı yargıya taşıyan başka da isim olmadı…

 

Beşinci sırada medya var…

 

Eleştirme kültürünü yıllar önce kaybeden, basın bülteni gazeteciliğine yönelen Erzurum medyası da bu süreçte kaybedenler kulübüne girdi…

 

ERK Medya, Yenigün Gazetesi ve birkaç gazeteci arkadaşımızın dışında, eleştirel bir açıdan konuyu gündeme getiren kimse olmadı…

 

Palen’in basın bültenini takip edip, metni kopyala-yapıştır yaparak süreci geçirenler, ne şirkete ne de diğer sorumlulara iki çift kelam edemeyen Erzurum medyası da kaybetti!

 

Altıncı sıraya da Erzurum’un tamamını koyuyorum…

 

Anlamakta hakikaten zorlanıyorum…

 

Bir şehir nasıl kendi hakkını bile arayamaz…

 

Ne oldu bize Allah aşkına…

 

Sosyal medya yazan birkaç kişi dışında, kimsenin umurunda olmaması ya da sesini çıkarmadan “kaderine razı” bir şekilde gazın gelmesinin beklenmesi bir tek bana anormal geliyor olamaz…

 

İşyerini kapatan da, otelindeki müşterisinin gidişini çaresizce izleyen de, evinde hasta anasını-babasını ısıtamayan da sus-pus oturdu 5 gün boyunca…

 

Bu tepkisizlik, “Biz ne ara bu kadar duyarsız olduk?” sorusunu bana sordurttu!

 

Kendi hakkını aramaktan bile aciz bir şehir olarak, biz nereye gidiyoruz?

 

Cevabı hep beraber verelim olur mu?