SİYASET Haber Girişi : 13 Mayıs 2022 10:38

EFE, ADİL DEĞİLSİNİZ!

İYİ Parti Palandöken İlçe Başkanı Ahmet Han Efe, Ülkede yaşanan en önemli sıkıntının bağımsız yargı olduğuna dikkat çekti.

İYİ Parti Palandöken İlçe Başkanı Ahmet Han Efe, Ülkede yaşanan en önemli sıkıntının bağımsız yargı olduğuna dikkat çekerek, “ Adalet herkes için eşit olmalı, adil hükmedemediğiniz müddetçe ne yaparsanız yapın, vatandaşı memnun edemezsiniz” dedi.

haber arası reklam

 

 

 

 

Türkiye’de yargı organların son dönem verdiği kararlar ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Palandöken İlçe Başkanı Ahmet Han Efe, “ Ne yazık ki bu gün geldiğimiz noktada hukukun üstünlüğünden söz etmemiz mümkün değil. Türkiye’de üstünlerin hukuku egemen oldu. Türkiye'de yaşanan yargı organına, yürütme organının yaptığı müdahaleler artık bu ülkeyi; adaletin, demokrasinin ve hukukun varlığından hiçbir şekilde bahsedilemez bir hale getirmiştir. İktidar sahipleri kendilerini eleştirenleri, Sorosçu, FETÖ’cü, terörist diye niteleyerek itibarsızlaştırmadan bir adım daha öteye geçerek, yargı kararlarına da müdahale ederek, adeta bir 'Korku Cumhuriyeti' oluşturmayı başardılar. Türkiye’de yaşanan her türlü ( Ekonomik, Sosyolojik, Eğitim vb.) sorunun temelinde Adil hükmedeme me yatmaktadır.

 

 

 

Ekonomi de; gelir dağılımında Adalet, Eğitimde: Fırsat Eşitliği, Tam bağımsız yargı, Basın özgürlüğünü, demokrasiyi, insan haklarını tesis etmediğiniz müddetçe yaptığınız hizmetlerin hiçbir önemi karşılığı vatandaş nezdinde olmuyor. Bakın ülkede yandaş  5 müteahhittin menfaati için her türlü düzenlemeyi yaparken, diğer tarafta ağır vergi yükü altında ezilen, esnaf ve tüccarın kapısına, devlet olarak icra memurlarını gönderiyorsanız siz adil değilsiniz demektir. İnşaat sektörünü devlet olarak fonlayıp, Asgari ücretliye, emekliye hak ettiği zamları yapmıyorsanız siz adil değilsiniz demektir. Size methiler dizen gazetecileri baş köşeye oturtup, sizi eleştirenleri hapse attırıyorsanız siz adil değilsiniz demektir. AK Partili, TÜGVA’lı gençlere bütün kapılar ardına kadar açılırken, sizin gibi düşünmeyen gençlerin mülakat adı altında, özel sektörde bile bütün iş imkanlarını yok ediyorsanız, siz adil değilsiniz demektir.

 

 

 

 

Sürekli atıfda bulunduğunuz Osmanlı’dan size bir hikaye anlatayım; Fatih Sultan Mehmet Han, fetihten on yıl sonra Rum Mimar Khristodoulos’a (daha sonra Müslüman olmuş ve Atik Sinan adını almış), kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emir verir.

Atik Sinan o zaman Hıristiyan’dır. Fatih, böylesine önemli bir işi bir Hıristiyan’a verir. Çünkü Atik Sinan konusunda uzmandır ve dinimize göre emaneti ehline teslim etmek gerekir. Kendi dininden, partisinden, cemaatinden tarikatından olana değil!

Atik Sinan işe başladıktan sonra malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip üç arşın kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.

Fatih, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.

Bu duruma çok sinirlenen Fatih, mimarın Ayasofya’yı özellikle kayırdığını düşündüğü ve kendinden izin almadan böyle bir işe kalkıştığı için, Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi emrini verir.

Eli kesilen Mimar, haklılığına inanmaktadır. Bunun üzerine hakkını aramak için Fatih Sultan Mehmet’i Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder. Yani Fatih aleyhine dava açar.

Adalet anlayışına bakın, bir Hıristiyan teba (vatandaş bile değil), koskoca Fatih’i dava etme cesaretini kendine bulabiliyor. Kadıya güveniyor, Sultan’dan korkmuyor.

Kadı Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmet`i, o zaman mahkeme binası olarak hizmet veren, halen Üsküdar Gülfem Hatun Mahallesi Eski Mahkeme Sokak`taki 11 numaralı kırmızı taş binaya davet eder.

Fatih, davete icabet eder ve Kadı’nın huzuruna çıkar.

Fatih Sultan Mehmet, “ben cihan padişahı, İstanbul’un fatihi, Murat Han oğlu Mehmet Daimî Muzaffer. Sen kimsin ki beni huzuruna çağırıp yargılamaya kalkıyorsun” demez. Seni Kadılıktan aldım, Fizan’a sürdüm, Kapatın bu mahkemeleri, demez. Tereddütsüz çıkar Kadının huzura. Hem de bir Rum Mimarın aleyhine açtığı davada.

 

Yargılama başlar. Taraflar iddia ve savunmalarını ortaya koyarlar. Mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur. İslâm Hukuku’nun kısa hükmü gereği Kadı Hızır Bey Fatih’in elinin kesilmesine karar verir.

Kadı Hızır Bey hükmünü verirken kendi dindaşını kayırmamıştır. Çünkü adalet herkes içindir. Kendince kutsal bir amaç uğruna padişahın tarafını tutmamıştır. Aslında taraf tutması için çok önemli bir kutsal amaç vardır: Padişahın ellerinin kesilmesi demek, fetihlere gidememesi, cihat yapamaması demektir. Bu yüzden sadece Fatih’in değil Devletin ve hatta tüm Müslümanların zarar görme tehlikesi vardır. Ama Hızır Bey adaleti her şeyin üstünde görmüştür. Ne dinî duyguları etkili olmuştur kararında ne de siyasî düşüncüleri. Kendince kutsal bir amaç belirleyip adaleti bu amaca kurban etmemiştir.

Evliya Çelebi`nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; "Eğer sen Allah`ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der.

 

Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" diye cevap verir.

Bunu duyan Mimar kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak kısas cezasını diyete yani maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine hükmeder.

 

 

 

 

Monarşinin egemen olduğu Osmanlı döneminde bile adaletle nasıl hükmedildiğinin açık bir kanıtıdır bu yaşanan. Demokrasi ile yönetildiğinin iddia edildiği ülkemizdeki bu gün yaşananlarla mukayese ettiğiniz de göreceksiniz ki ADİL değilsiniz." dedi.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.