GÜNDEM Haber Girişi : 13 Ocak 2022 11:03

BÖLÜKBAŞI, ANMA ETKİNLİKLERİ ENVER PAŞA DÜŞMANLIĞINA DÖNÜŞMEMELİ

Sarıkamış şehitlerinin Ülke gündemine gelmesinde ciddi katkıları olan ERVAK eski Başkanı Avukat Necati Bölükbaşı, katıldığı bir Televizyon programında, " Anma etkinlikleri, Enver Paşa düşmanlığına dönüşmemeli" diyerek, Harekatın detaylarını anlattı.
BÖLÜKBAŞI, ANMA ETKİNLİKLERİ ENVER PAŞA DÜŞMANLIĞINA DÖNÜŞMEMELİ

Tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmuş, yenilgi diye unutulmak istenmiş,Sarıkamış Harekatının anılmasında öncü olan, ilk ateşi yakan ve meselenin tartışılmasını sağlayan, ERVAK eski Başkanı Avukat Necati Bölükbaşı, katıldığı bir televizyon programında,  Anma etkinlikleri, Enver Paşa düşmanlığına dönüşmemeli" diyerek, Harekatın detaylarını anlattı. 

haber arası reklam

 

 

Anma etkinlikleri ile ilgili olarak Bölükbaşı, " 2003 yılında başlattığımız anma etkinlikleri bu gün gelinen noktada uluslararası bir boyuta kavuştu ve Devlet bu gün gelinen noktada Çanakkale Şehitlerine gösterdiği ilgiyi, Sarıkamış Şehitlerine de göstermeye başladı. Fakat Sarıkamış Etkinlikleri, şehitleri anmaktan çıkıp bir Enver Paşa düşmanlığına dönüştürülmek suretiyle geçmişteki o büyük kahramanlık siyasete nasıl kurban edildiyse, şimdi de bu yönde kurban edilmek isteniyor. Anma etkinlikleri Enver Paşa düşmanlığına dönüşmemeli" dedi. 

 

 

Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşına girme gerekçelerinin de konuşulduğu programda Bölükbaşı, savaşa girmenin kaçınılmaz olduğunu belirterek, 1. Dünya Savaşının 1911 yılında Osmanlı'ya yapılan taruzlarla başladığını iddia etti. Bölükbaşı, " Osmanlı Devleti için , 1. Cihan savaşı 1911'de Libya toprakları, yani bugünki Libya dedeğimiz Afrika'daki  topraklarımıza İtalyanların saldırısıyla başlamıştır. 1908 yılında Rus Çarı ile İngiliz Kralı Reval'de bir araya gelirler, Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılacağını tartışırlar. İtalyanlara bir şey düşmez. İtalyanlar bu kez kendi başlarına gider Libya'ya o günki ismiyle Trablusgarp'a saldırırlar. Savaşacak gücümüz yok. Bir avuç kahraman subay Trablusgarp'a giderek İtalyanların çıkarma yapmasını engellerler, Libyalı gençleri 1 yıl eğiterek orada gerilla savaşı verirler. Bu sefer İtalyanlar gelir adaları işgal ederler. Neticede o zamanki hükumet İtalyanlarla anlaşma yapar Trablusgarp İtalyanlara bırakılır. Yıl 1911. Sonra ne oluyor, Bulgarlar Balkanlardan bize savaş açıyor. Ordularımızı bozguna uğratmışlardır. Ve öyleki Bulgar Çabulcular taa Yeşilköye kadar Çatalca'ya gelmişlerdir. Neticede bir hükumet değişikliğine müteakip, Osmanlı Devleti taruza geçer ve Edirne'yi geri alır. Oldu mu 1913. 1914'de o kukla olarak kullanılan Bulgarların yerine Rusya, İngiltere ve Fransa harekete geçer. Bir günlük iş değil ki bu. Süreç içerisende 1. Cihan Savaşı denilen savaşa bizde iştirak ederiz. Yani birinci dünya savaşı 1914'te başlamıştır ancak Osmanlı'ya saldırılar 1911'de başlamıştır. Mustafa Kemal'in Mecliste 24 Temmuz 1920'de 2. Dönem Yasama yılı açılış konuşmasından bir pasaj okuyacağım. '1. Dünya savaşına katılmamak tabi ki iyi olurdu. Fakat buna maddeten imkan yoktu. Çünkü katılmama silahlanmış bir tarafsızlığı yani boğazların kapatılmasını gerektiriyordu. Halbuki vatanımızın coğrafi konumu, İstanbul'un stratejik durumu Rusların İtilaf hükumetleri yanında yer alması, bizim seyirci kalmamıza uygun değildi. Bunun yanı sıra silahlanmış bir tarafsızlığın devamını sağlayacak paramız, silahımız, sanayimiz kısaca gerekli araç ve gerecimiz yoktu. İhtilaf devletlerinin özellikle İngilizlerin para vermemesi bir tarafa, gemilerimize el koyarak, milletin dişinden tırnağından artırarak, aktardığı, gemi yapımına ilişkin 7 milyon liraya da zorla el koymuşlardır. İtilaf Devletlerinin savaş ilan etmesi bizim savaşa katılmamızdan dört ay önce, her yönü ile  Osmanlı Hükümetinin zararına bir Ermenistan Cumhuriyetinin kurulmasına karar verdiklerini ilan etmiş olmaları ve hatta Boşeviklerin yayınladığı gizli anlaşmalardan anlaşıldığına göre İstanbul'un Çarlık Rusyası'na vaadedilmiş olması, Savaşa İtilaf Devletlerine karşı girmemizin zorunlu olduğunu gösteren açık delillerdi.' Şimdi Mustafa Kemal'in bu ifadelerinden sonra, Savaşa girmeli miydik, girmemeli miydik, gibi tartışmak, futbol maçını sonradan anlatmak gibi bir şey olur.. " dedi. 

 

 

Sarıkamış Harekatının temelinde İstanbul'u savunmak olduğuna vurgu yapan Avukat Necati Bölükbaşı, " Birinci Dünya Savaşında Rusya'ya bir imkan doğmuştur. Bu imkan İstanbul'dur. Biz İstanbul'u savunmak mecbiriyetindeyiz. İstanbul şöyle görünüyor ki, o tarihte İtalyan, Fransız, İngiliz Donanmaları Çanakkale Boğazı civarında toparlanıyorlar. Bu bir günlük bir iş değiş aşağı yukarı 5-6 aylık bir hazırlık. Beri tarafta Rusya ile İngiltere anlaştıklarında eş zamanlı olarak Çanakkale Boğazı'ndan İngiliz ve Fransızlar saldırırken, Rusya da İstanbul Boğazından saldıracaktılar. Peki bu İstanbul Boğazına askeri nereden getirebilirlerdi, Ancak Batum'daki Kafkas cephesindeki askerleri getirebilirlerdi. Herkesin gözü İstanbul'daydı, İstanbul savunulması gereken yerdi. Peki İstanbul nerede savunulur, İstanbul, İstanbul'un içinde savunulmaz, İstanbul ancak  hudutları dışında savunulur. Bunun için tek çare, Ruslar ilerliyor, Horasan'ı Narmanı ele geçiriyor. Köprüköye kadar geliyorlar. Dolayısıyla Sarıkamış Harekatı Rusların İstanbul boğazını saldırısının engellenmesidir" dedi. 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.