Gelecek Gelmeyecek...

Bilenler bilir, şimdi var mı o adetler bilmiyorum. Papatya yapraklarından; “Seviyor, sevmiyor” diye fal bakardı sevenler. Hiç yapmadığım için bilmiyorum ama Yeşilçam Filmlerinden aklımda kalan hep o sahne; “SEVMİYOR!..”

 

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu Erzurum'a geldi. Hoş geldi sefa geldi. Tabi gelişi sönük geçti, ziyareti de gidişi de.. Benim konum o değil. Basın mensupları ile yaptığı toplantı ve devamı.

 

22 dakika konuştu Beyimiz, sonra sözü gazetecilere verdi. Boyun fıtığı olmamak için de uyarıda bulundu. Şimdi baştan söyleyeyim, küsen küssün ama kırılmasın. Kırılmak iyi değildir.

 

22 dakikadan sonra sorular geliyor. Üç kere izledim. Beni tanıyanlar bilir; izlemeyi sevmem, okumayı severim. Üç kere zoraki izledim. Sorular geliyor izleyin...

 

Soru geliyor, tam gelecek derken “Tecavüz etmek istemiyorum” diyor bir gazeteci. Siyasi fikirlerini bildiğim için, kesin köşe bir soru soracak diye heyecan yapmıştım. Arkadaşların haklarına tecavüz etmek istemiyor beyefendi. Biraz daha nazik kelimeler seçebilirdi. “Arkadaşların müsâdesiyle sorularım biraz uzun olacak” gibi. Ama ego izin vermiyor. Üçüncü ittifak fikrini açıkça soru diye beyan etti. Aslında ona soru değil, cevapları sorulamak diyoruz.

 

Bir başkası soruyor, muhafazakâr kesimin oyları falan filan. Davutoğlu mutlu tabi ki, hep istediği yerden geliyor sorular. Ve sıralıyor örnekleri. Davutoğlu 1950 diyor, 1965 diyor, aklına geleni konuşuyor. 2021 yılındayız Davutoğlu. Tabi sataşma son faslında yazımın.

 

Sonra bir başka Gazeteci arkadaşım soru soruyor, “HDP, CHP ilişkisi malumken aynı ittifakta olur mu?” gibisinden. Bu bir soru değil algı. Gazeteci iyi yerden yakaladı tabi. Amma velakin Ahmet Davutoğlu'nun birden agresifliği tutuyor. Farklı farklı konulardan girip nihayet yine cevapsız bırakıyor soruyu. Önemli olan Diyarbakır da “Serok”, Konya da “Yörük” olmak, Erzurum”da “Dadaş” olmak değil, her yerde yurttaşın adamı olmak. Gazeteci arkadaşımıza cevap vereyim derken üç kere dili dolandı. Aslında ne anlattı onu anlayan bana da anlatsın.

 

 

Sonra dinledim de dinledim. 45 dakika 3 kere dinledim. Hayatımın en boş geçen 2 saat 15 dakikası.

 

Aslında söyleyeceğim çok şey var da. Gazeteci arkadaşları da anlıyorum. Orada asıl soruları sorsalar, biri birine sahip çıkmazdı. Sorulması gereken sorular havada kaldı tıpkı cevaplar gibi. Gazetecilik misafir ağırlamak değildir. Resmen cevapların sorulandığı bir basın toplantısı izledim desem tam yeridir. Eminim ki bahsettiğim soruları soracak çok babayiğit vardı orada ama Davutoğlu'nun tavrı karşısında susmayı tercih ettiler.

 

 

Gelelim asıl konumuza. Miting yapmış ya İstifa eden Eski Başbakan, yahu 100 kişiyle sohbet ettik diyelim ona. Erzurum’a yatırım yapılmadı diyor. Bey’imiz Başbakan iken Suriye’yi düşünmekten vakit bulamadı demek ki buralara.

 

Sizi istifaya götüren süreci anlatın Ahmet Hoca. Birileri birleşip bana komplo kurdu demeyin. Onu yaptıklarını, zaten açık açık beyan ettiler. Siz olaylar ne oldu da oraya geldi onu anlatın. Yurttaş olayların gerçek yüzünü duymak istiyor. Açık yüreklilikle anlatın, herkes bilsin. Seçilmiş bir Başbakan iken istifa ettiniz veya istifaya zorlandınız. Bize söylemeniz gerekeni değil, gerçekleri anlatın.

 

Stratejik Derinlik kitabını okuyanlar bilir. Oradaki anlatımda da Sayın Davutoğlu konudan konuya atlıyor. Eminim İl Başkanı bile okumamıştır. Şimdi ben yazdım diye gidip almayın, ben okudum beğenmedim. Tabi emektir, almak isteyen alsın. Tavsiye edeceğim kitap listesinde değil. Onun yerine “Hayvan Çiftliğini” okuyabilirsiniz. Hem çok daha kısa hem de gerçekleri görmemize yarıyor.

 

Davutoğlu, iyi bir diplomat olabilir, çok iyi bir akademisyen de olabilir ama iyi bir Başbakan değildi. Bedeli ne olursa olsun direnecek ve bugün bize, bakın ben direndim istifa etmedim, seçilmiş son başbakan olarak kaldım deseydi daha inandırıcı olurdu. Ama hiç samimi gelmiyor. Zaten İl Başkanlığı da öyle seçimi kazanalım havasında değil. Olsa anlardık.

 

 

Değerli okurlarım, şunu bilmemiz iyi olur. Bu memleketin başına ne çorap örülmüşse Siyasal İslamcılar döneminde örülmüştür. Aynı sofrada yerler, doyan düşman olur. Bakmayın böyle özgürlükçü nutuklarına, az fırsat bulsunlar daha beterini yaparlar. Orada bir gazeteci arkadaşımızın sorusuna cevap verirken agresifliği gördük. Tavrını aynen iade ediyoruz. O tavır sonrası gönül isterdi ki, basın mensupları orayı terk etsin.

 

AKP'yi eleştirme nedenlerimizden biri de özgürlük kısıtlamaları. Ama ne görelim daha beteri karşımızda. Bana öyle geliyor ki, bu zihniyet iktidar olsa, AKP'yi mumla aratır. Bunlar eleştiriye gelmez. Gelenekleri “dogma” üzerinedir. Bana itimat etmeyin. 1950 diye övündükleri dönemi ayrıntıları ile okuyun. Ne dediğimi anlarsınız.

 

Aslında yazı yazayım diye kalemi elime aldım ama sohbet tadında geçti. Sizlerin huzuruna çıkarken kendimi kaybediyorum. İyi ki varsınız.

 

Bilgiyle kalın...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.